Newold olarak bu yazımızda “Deprem niye hep gece olur” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Deprem niye hep gece olur? Gerçek mi, algı mı?
İstanbul’da 29 yaşında, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak son yıllarda en çok duyduğum cümlelerden biri şu oldu: “Deprem niye hep gece olur?” Bu soru çoğu zaman bilimsel bir meraktan çok, bir kaygının dışa vurumu gibi geliyor bana. Toplu taşımada, işyerinde, hatta market kuyruğunda bile insanlar bu konuyu açtığında, aslında sadece depremi değil, güvende olma ihtimalini tartışıyoruz.
Geçen ay sabah işe giderken metrobüste iki kadın konuşuyordu. Biri “Gece olursa uyanamayız, çocukları nasıl çıkarırız?” diyordu. Diğeri ise “Zaten hep gece oluyor” diye ısrar ediyordu. O an düşündüm: Deprem gerçekten hep gece mi olur, yoksa gece yaşananlar daha mı çok aklımızda kalır?
Sokakta duyulan ortak inanç
İstanbul’un farklı semtlerinde çalışırken aynı inançla tekrar tekrar karşılaşıyorum. Esenyurt’ta bir apartman toplantısında, Kadıköy’de bir kafede, Bağcılar’da bir mahalle derneğinde… İnsanlar depremin özellikle gece geldiğine dair güçlü bir hissiyat taşıyor. Bu hissiyat, çoğu zaman bilimsel veriden çok yaşanmış deneyimlerin duygusal ağırlığıyla şekilleniyor.
Bir keresinde gönüllü çalışmalar kapsamında bir afet farkındalık atölyesine katıldım. Katılımcıların yarısından fazlası “en korkutucu deprem gece olanıdır” dedi. Çünkü gece, kontrolün en düşük olduğu zaman. Uyku, savunmasızlık, karanlık ve sessizlik birleştiğinde, deprem sadece bir doğa olayı olmaktan çıkıp bir travmaya dönüşüyor.
Bilimsel açıdan gece-gündüz farkı yok
Bilimsel gerçek şu ki deprem, günün herhangi bir saatinde olabilir. Fay hatlarının kırılma zamanı, insan yaşam döngüsüyle değil, yer kabuğundaki gerilimle ilgilidir. Ancak toplumun algısı bu basit gerçeği çoğu zaman gölgede bırakır.
Gece meydana gelen depremler daha fazla hatırlanır çünkü insanlar uykuda yakalanır. Uykudan ani uyanış, bedenin alarm hali, ışık eksikliği ve yön bulma zorluğu, deneyimi çok daha yoğun hale getirir. Gündüz olan depremler ise rutin akış içinde daha “yönetilebilir” hissedilir. Bu da “Deprem niye hep gece olur?” sorusunu bir tür zihinsel seçiciliğe dönüştürür.
Gece depremi algısının toplumsal kökleri
Bu algının sadece bireysel korkularla değil, toplumsal hafızayla da ilgisi var. Türkiye’nin deprem tarihi, çoğunlukla gece yaşanan büyük yıkımlarla hatırlanıyor. Bu kolektif hafıza, kuşaktan kuşağa aktarılıyor ve gündelik dilin içine yerleşiyor.
Korku, hafıza ve seçici hatırlama
İnsan zihni travmatik olayları parçalı hatırlar. Özellikle deprem gibi sarsıcı deneyimlerde zaman algısı bile değişir. İstanbul’da 1999 depremini yaşamış insanlarla konuştuğumda, çoğu “sanki geceydi” diyerek başlıyor anlatmaya. Oysa herkesin deneyimi aynı saat dilimine denk gelmemiş olabilir. Ancak korku, hafızayı yeniden şekillendirir.
Bu yüzden “Deprem niye hep gece olur?” sorusu aslında “En çok ne zaman savunmasız hissediyoruz?” sorusuna dönüşür.
İstanbul’da gündelik hayat gözlemlerim
Bir dernek çalışması için Zeytinburnu’nda ziyaret ettiğim bir binada, yaşlı bir amca bana şunu söylemişti: “Biz burada gündüzden çok geceyi düşünürüz, çünkü bina geceye dayanmaz gibi.” Bu cümle teknik bir analiz değil; güven duygusunun zayıflığıyla ilgiliydi.
Aynı gün tramvayda iki genç arasında geçen konuşmaya denk geldim. Biri “Gece deprem olsa Twitter’a bile bakamayız” diyordu. Diğeri ise “Telefon çekmezse ne yapacağız?” diye soruyordu. Aslında konuşulan şey deprem değil, iletişimsizlik korkusuydu.
Toplumsal cinsiyet açısından gece depremi
Deprem deneyimi herkes için aynı değil. Özellikle gece yaşanan bir deprem, toplumsal cinsiyet rollerini daha görünür hale getiriyor. Çünkü gece, ev içi rollerin en yoğun olduğu zaman dilimi.
Kadınların gece yükü
İstanbul’da saha çalışmalarında en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, kadınların gece sorumluluklarının görünmez ama ağır oluşu. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev düzeni… Gece bir deprem olduğunda bu sorumluluklar aniden kriz yönetimine dönüşüyor.
Bir kadın katılımcı, bir toplantıda şöyle demişti: “Gece deprem olsa önce çocuğu mu alacağım, annemi mi?” Bu soru teorik değil, tamamen pratik bir çaresizlikti.
Deprem niye hep gece olur sorusu bu noktada kadınlar için daha da sertleşiyor. Çünkü gece, bakım emeğinin kesintiye uğramadan devam ettiği bir zaman dilimi ve deprem bu sürekliliği bir anda kırıyor.
Bakım emeğinin görünmezliği
Bakım emeği çoğu zaman “doğal görev” gibi görülür. Ancak kriz anlarında bu emeğin ne kadar hayati olduğu ortaya çıkar. Gece yaşanan bir depremde kadınların hem kendi güvenliklerini hem de başkalarının güvenliğini aynı anda düşünmek zorunda kalması, sosyal eşitsizliği daha görünür hale getirir.
Erkeklik rolleri ve “koruyucu” baskı
Erkekler açısından da gece depremi farklı bir baskı yaratır. “Aileyi koruma” rolü, özellikle afet anlarında daha yoğun hissedilir. Birçok erkek, gece bir deprem olursa nasıl hızlı karar vereceğini, nasıl güçlü kalacağını düşünür.
Bir arkadaşım bir gün şöyle söylemişti: “Gece deprem olsa panik yaparsam herkes benden bekler.” Bu cümle, toplumsal beklentinin bireysel kaygıya nasıl dönüştüğünü gösteriyordu.
Sosyal adalet ve kırılgan gruplar
Deprem tartışmasını sadece “ne zaman olur” üzerinden yapmak eksik kalır. Asıl mesele, kimin daha fazla etkilendiğidir. Gece olması bu eşitsizliği daha da derinleştirir.
Göçmenler ve düşük gelirli mahalleler
İstanbul’da göçmenlerin yoğun yaşadığı mahallelerde, gece depremi korkusu çok daha somut bir hal alıyor. Çünkü yapı kalitesi, barınma koşulları ve bilgiye erişim sınırlı.
Esenyurt’ta bir binada gördüğüm manzara hâlâ aklımda: Dar merdivenler, çıkışı zor kapılar ve kalabalık daireler. Böyle bir yerde gece depremi sadece bir sarsıntı değil, aynı zamanda çıkışın belirsiz olduğu bir kaos anlamına geliyor.
Engelliler ve yaşlılar
Engelli bireyler ve yaşlılar için gece depremi, hareket kabiliyeti sınırlılığı nedeniyle daha büyük bir risk oluşturuyor. Görme engelli bir bireyle yaptığım bir sohbeti hatırlıyorum: “Gündüz en azından sesleri ayırt edebiliyorum, gece her şey daha karmaşık.”
Yaşlılar için ise uykudan ani uyanma, yön bulma ve merdiven inme gibi süreçler çok daha zor.
Evsizler ve gece sokak hayatı
Gece depremi denince çoğu zaman ev içi düşünülür. Ancak sokakta yaşayan insanlar için bu durum farklıdır. Zaten açık alanda olan bir birey için deprem, barınma güvenliğini değil, çevresel riskleri artırır. İstanbul’da gece parklarında ya da köprü altlarında gördüğüm insanlar, aslında zaten sürekli bir “afet hali” içinde yaşıyor.
Ulaşım, şehir planlama ve gece kırılganlığı
İstanbul gibi bir şehirde gece depremi sadece evleri değil, tüm ulaşım sistemini etkiler. Metro kapalı olabilir, köprüler tıkanabilir, telefon hatları yoğunluktan çökebilir.
Bir gece vardiyasında çalışan bir güvenlik görevlisiyle konuştuğumda şunu demişti: “Gece deprem olsa eve nasıl döneceğimi bilmiyorum.” Bu cümle basit gibi görünse de şehir planlamasının bireysel hayatla nasıl kesiştiğini gösteriyor.
Kentleşme ve eşitsizlik
Plansız kentleşme, gece yaşanan bir depremi daha yıkıcı hale getirir. Dar sokaklar, yetersiz toplanma alanları ve eski binalar, özellikle düşük gelirli bölgelerde riskin artmasına neden olur. Bu da “Deprem niye hep gece olur?” sorusunu teknik bir sorudan çıkarıp sosyal bir adalet meselesine dönüştürür.
Gündelik hayatın içinden bir gerçeklik
Son dönemde iş çıkışlarında arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde bile konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: gece depremi. Kimimiz çantamızda sürekli fener taşıdığımızı söylüyor, kimimiz kapı yanında ayakkabı bıraktığını anlatıyor.
Bir gün eve dönerken apartman girişinde asılı bir afet planını inceliyordum. O an fark ettim ki planlar çoğunlukla “ani gece uyanışı” senaryosu üzerine kurulmuş. Bu bile toplumun zihninde gece depreminin ne kadar baskın olduğunu gösteriyor.
Son düşünceler
Deprem, zaman seçmez. Ama toplumun deneyimi, zamanın kendisini yeniden anlamlandırır. Gece olanlar daha çok korkutur, daha çok hatırlanır ve daha çok anlatılır. Bu yüzden “Deprem niye hep gece olur?” sorusu aslında doğanın değil, toplumun hafızasının bir yansımasıdır.
İstanbul’un sokaklarında, metrobüs duraklarında, mahalle aralarında bu soruyu her duyduğumda, aslında aynı şeye dönüyorum: Güvenlik duygusu eşit dağılmadığında, en küçük sarsıntı bile en karanlık anda yaşanmış gibi hissediliyor.
“Deprem niye hep gece olur” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Newold olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.